BU TORBA BİR SİGORTA

Enver Ağabey’in emri ile 2001 yılından beri her ay bin beş yüz fakir aileye erzak dağıtıyoruz. “Bu hizmet bizim sigortamız” derdi.

2001 krizinin Türkiye’yi kasıp kavurduğu günlerdi.
Bir gün merdivenlerden inerken beni çağırdılar.
“Saçları dağınık, kapılardan kovulan öyle kimseler vardır ki, bir şey için yemin etseler, Allahü teâlâ onları doğrulamak için o şeyi yaratır” hadis-i şerifini okuduktan sonra:
– Hoca, fakir ailelere erzak dağıtacağız, dediler.

Ekip kurduk, muhtarların kapısını çaldık.
– Mahallenizden en fakir otuz ailenin adresini istiyoruz.
Ayda bin beş yüz aileye erzak dağıtmaya karar vermiştik.
İsim ve adresleri toplayıp başladık.
Erzak torbasında neler yoktu ki…
Şu kadarını söyleyeyim; her ay kırk koyun kesip kavurma yapıyor, her torbaya yarım kilo da kavurma koyuyorduk. Bir de Namaz Kitabı koymamızı isterlerdi.
İşin en güzel tarafı akşamlarıydı. Fakirlere erzak dağıtıp eve geldiğimizde Enver Ağabey çağırırdı:
– Anlatın, neler oldu?
Neyin peşinde olduklarını biliyorduk:
– Efendim, Ümraniye’de yemek yapmaktan aciz yaşlı bir çift öyle içten dua ettiler ki…
– Efendim, Bağcılar’da dul bir kadın torbayı bizim yanımızda açtı, hüngür hüngür ağladı, ellerini kaldırdı, “Ya Rabbi sen Enver Bey’i hiç darda koma” dedi.
Mutluluğu yüzlerinden okunurdu. “Ah canııım” veya “Maşallah” şeklinde kısa karşılıklar verir, “raporumuz” bittikten sonra ellerini açardı:
– Yarabbi yapılan bu yardımları dergâh-ı izzetinde kabul eyle. Hâsıl olan  sevapların hepsini Sevgili Peygamberimizin ruh-i şeriflerine, ruh-i tayyibelerine, ruh-i mübarekelerine hediye eyledik vâsıl eyle! Ayrıca bütün peygamberlerin de aleyhimüsselam, Ehl-i Beytin, Eshab-ı Kiramın, Tabiinin, Tebe-i Tabiinin, Müctehidînin, Aşere-i Mübeşşerenin ve Hulefa-i Râşidinin, Hazreti Ebubekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman, Hazreti Ali’nin, Hazreti Hamza, Hazreti Abbas, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin’in ve Ezvâc-ı Tâhiratın, Hazreti Hatice, Hazreti Aişe’nin, Hazreti Fatıma’nın kâffesinin ve cümlesinin ruh-i şeriflerine hediye eyledik, vâsıl eyle Yârabbi!
Sayar sayar sayar… Uzunca duası bittikten sonra bana dönerdi:
– Hoca hoca… Bu hizmetin sevabı İhlâs çatısı altındaki herkese gidiyor, bu bir. İkincisi, bu yardımlar bizim sigortamız, unutma!
(Fakirlere kumanya hizmeti bugün hâlâ devam ediyor. Kavurmasız olsa da… Ve, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bizden görerek aynı hizmeti vermeye başladı.)
Kenan Dirlik
—————————-

Hindistan, Eshab-ı Keyf, Abdullah-ı Dehlevi Hazretleri Türbesi.... Ziyaretleri

Hindistan, Eshab-ı Keyf, Abdullah-ı Dehlevi Hazretleri Türbesi…. Ziyaretleri

ENVER AĞABEY DİYOR Kİ…
“Dikkat edin, sevilen kişi var, sevilmeyen kişi var. Kurcala, arkasından kibir çıkar. Allahü teala göğsü kabarık insanları sevmiyor. Başı önünde olanları seviyor.”

 – Çeşitli Hatıralar


1 –
Gönül kırma, kırılırım
Fatih Çarşamba’da baskı tesislerimiz vardı. Enver Ağabey zaman zaman oraya uğrardı.
Bir gün Enver Ağabey sokağa girdiğinde bendeniz bir seyyar satıcı ile tartışıyordum!
“Ne var, ne oldu?” diye bana sordu.
“Efendim bizim kamyonet bu arkadaşın tablasına vurmuş, onu tartışıyoruz.”
“Bizim kamyon vurmuşsa bunda tartışacak ne var” dedi Enver Ağabey, “Derhal hem adama bir tabla alacaksınız, hem gönlünü alacaksınız. Hatta tablasını bundan sonra bizim binanın bahçesine koyacaksınız ki bir daha kimse dokunmasın.”
Enver Ağabeyin istediği gibi yaptık, o seyyar satıcı hem yeni bir arabaya kavuştu, hem garantili bir yere…
M.Çetin Doğanalp
———————-

2- Pijamalı pizza partisi!
Enver Ağabeyim, vefatına kadar tam 20 sene bütün yurt içi ve yurt dışı seyahatlerine bizi de beraberlerinde götürdüler. Hangi hatırayı seçip, nasıl anlatsam…
1999 Haziranında Mısır’a gitmişlerdi. Burada İmam-ı Şafii, Ahmed Rufai, Seyyidet Nefise hazretleri ve birçok mübarek zatın türbelerini ziyaret ettiler. Fakat sırtlarında ve kollarında şiddetli bir ağrı başladı. Rahat gezemiyorlardı.
“Bu ağrılarla burada daha fazla kalamayız, hemen İstanbul’a dönüp muayene olmam lazım” dediler ve seyahati kısa kesip İstanbul’a döndük.
Ertesi gün Türkiye Hastanesine gittiler. Burada yapılan kontrollerde boyun fıtığı teşhis edildi. Doktorlar durumun çok ciddi olduğunu, sol kolun ömür boyu felç olma riskinin bulunduğunu, acilen ameliyat gerektiğini söylediler. Ameliyatı yapacak doktor ve hastane konusunda doktorlar arasında bir anlaşmazlık yaşandı. Enver Ağabeyin en donanımlı hastanede, en meşhur operatörler tarafından ameliyat edilmesini istiyorlardı.
Enver Abi akşam Sarıyer’deki evine gidince herkese ibret olacak bir karar verdi:
“Bizim bir hastanemiz var, Türkiye Gazetesi Hastanesi… Ben, ‘Enver Abi kendi hastanesi dururken başka bir hastanede tedavi oldu’ dedirtmem. Ama eğer hastanemizin imkânları böylesine riskli bir ameliyata müsait değilse, burada başka bir hastaneye değil, yurt dışına giderim.”
İki gün sonra Amerika’ya hareket ettiler. Frankfurt’tan aktarma ile Washington Baltimore Havalimanına indik.
Buraya yakın Johns Hopkins Hastanesine gittik.  Hemen yatırdılar ve tahlillere başladılar.
İki gün sonra da dünyaca meşhur beyin cerrahı Dr. John Long tarafından ameliyat edildi.
Bu başarılı ameliyattan sonra Enver Ağabeyin neşesi yerine geldi. Sanki hasta olan biz, o bize moral veriyordu. Hastane personeli moral bulmak için Enver Ağabeyin odasına üşüşüyorlardı. Bir defasında İhlâs Holding Amerika Temsilcisi J.Osman Metya, Enver Ağabeye dışarıdan pizza getirmek istedi.
Enver Abi, “Olur. Burada ne kadar çalışan varsa, doktor, hemşire ve diğer görevliler… Hepsinin sayısını alıp sipariş edersen, olur” dediler!
Gerçekten de bir saat sonra Johns Hopkins Hastanesinde kaç kişi varsa, bütün hemşirelerin, hastabakıcıların, temizlikçilerin, hasta refakatçilerinin hepsinin önünde, elinde pizza vardı. Enver Ağabey odasında dışarı çıktı ve durumu görünce hem güldü hem de, “Eh, şimdi ben de pizzamı rahatça yiyebilirim” dedi.
Dünyada ondan daha merhametli insan yoktu…
Vehbi Tülek
———————-

3- Pençeli holding patronu

2000’li yılların en sıkıntılı günleri… Haftanın belli günleri Holding merkezine gidiyorlar, diğer günler görüşmelerini evde yapıyorlar.
Dışarı çıkarken giydikleri iki ayakkabıları var. Birisi siyah, diğeri kahverengi…
Kahverengi olanı ayaklarına daha rahat olduğu için çoğunlukla onu tercih ediyorlar.
Çok fazla dışarıda dolaşmadıkları halde, ayakkabının altındaki kösele iyice yıpranmış, delinecek hale gelmişti. Evde görevli arkadaşa, bu ayakkabının altına pençe yaptırmasını istediler.
“Holding patronu” Enver Ağabey, o sıkıntılı günlerde yeni bir ayakkabı aldırmayı fazla görmüştü.
Mahallenin kundura tamircisine götürülen ayakkabının altına pençe yapıldı ve yaklaşık bir sene de öyle kullandılar. Daha sonra o pençeli ayakkabısını bana hediye ettiler.
Mehmet Koç
———————-

4- Kimse dışarı çıkmasın!
Yanlarında hizmet ettiğimiz günlerden biriydi… Ramazan ayı… Evin salonunda teravih namazı kılıyoruz.
Namaz bitti, dua edilmeden önce arkalarına dönüp,”Duadan sonra kimse salondan çıkmasın” dediler.
Dua edildi, aşr-ı şerif okundu. Kalktılar, iki arkadaşı yanlarına alıp salondan çıktılar.
Merakla bekliyoruz. Salon dışındaki odada bir hareketlilik var ama ne olduğunu anlayamıyoruz.
Bir müddet sonra içeri girdiler, her zamanki gibi yüzlerinden eksik olmayan tebessümleri ile, “Namazdayken bir an düşündüm. Ben şimdi ölsem ne yaparlar? Dini vecibeler yerine getirilir, daha sonra bana ait ne eşya varsa fakirlere dağıtılır. Kendimi ölmüş kabul ettim, eşyalarımı, kıyafetlerimi kendim dağıtayım dedim. Geçin yan tarafa, isteyen istediğini alsın” buyurdular.
Aşağıda kendilerine ait giyinme dolabında eski yeni ne varsa boşaltmış, üzerlerindekinden başka kıyafet bırakmamışlardı.
Özel hizmetlerinde görevli arkadaşlar olarak hemen yan tarafa geçtik ve emirleri üzere eşyalarından almakla bahtiyar olduk.
Onlar da, her zamanki gibi, vermekten duydukları zevki tattılar.
Her zaman ölümü yanlarında bildiler ve hazırlıklıydılar.
Muzaffer İşcan
————————

5- Sevgi bedel ister!
ilenler bilir; İhlâs Holding merkezindeki yemek salonunda her perşembe bir hatta bazen birkaç nişan veya düğün olurdu.
Holding çalışanlarından birinin oğlu veya kızı nişanlanır/evlenir, Enver Ağabey de mutlaka bu törenlere katılıp sohbet ederdi.
Gerçek düğün de zaten Enver Ağabey’in o eşsiz, o tadına doyulmaz, o anlatılmaz sohbetleriydi.
***
Yine bir perşembe günüydü.
Çalışma mekânımda, yani Türkiye Hastanesi’ndeyiz.
Enver Ağabey’in ikinci böbrek nakil operasyonundan hemen önce…
Hastanede kalıyorlar.
Çok sıkıntıları var.
Kemik iliğinden biyopsi için parça alındı.
Öte yandan, Holding merkezde arkadaşlar toplanmış, Enver Ağabey gelir sohbet eder diye bekleşiyorlar.
Doktorlar ise kendi aralarında, “Bu halde iken toplantıya gidemez” diyor.
Derken Enver Ağabey odasından çıktı:
“Hadi bakalım, gidiyoruz.”
Doktorlardan biri, “Efendim istirahat etmeniz gerekir. Gitmeseniz iyi olur” dedi. Diğerleri de aynı kanaatle, “İyi olur”, “İyi olur” diye başlarını salladılar.
Enver Ağabey derin bir nefes alıp kafasını sağa sola salladı:
“Uzaktan gelen arkadaşlar vardır. Onları bekletemem” deyip arabaya yürüdü.
Enver Ağabey’in arkasından herkes gitti. Sohbet var, kaçırılır mı?
Bendeniz öylece kalakaldım. Çünkü düğün sahiplerinden kimse beni çağırmamıştı.
Kalbim ezildi, buruldum, hüzünlendim.
İçimden şöyle geçmesine engel olamadım:
“Bizim de adamımız olsaydı, biz de giderdik.”
Enver Ağabey daha yolda iken aratmış. “Yemeğe davetlisin” dedi telefondaki arkadaş.
Havalara uçtum.
İdris Doğru
———————-

6- O bir kalp doktoruydu
1985 yılında güzel bir mayıs sabahıydı. İşe biraz geç kalmıştım.  İşyerinde olmam gereken sabahın 9.30’unda Fatih’teki evimden çıkmış, Yavuz Selim yokuşundan aşağıya, Fevzi Paşa Caddesi’ne iniyordum. Oradan 90 numaralı
Draman-Eminönü otobüsüne binip işe gidecektim.
Yokuşun başında iken Enver Ağabeylerin arabasının yaklaştığını gördüm.
Arabayı Erol Sevdi bey kullanıyor, Enver Abim de önde, yanında oturuyordu. Gülerek bana el sallayıp geçtiler. Yüzündeki sevgi ve şefkati görünce işe gecikmiş olduğumdan dolayı rahatsız olabilecekleri aklıma bile gelmedi.
Ama o da ne?
Araba yaklaşık elli metre aşağıda durdu. Arka fren lambalarının yandığını gördüm. Yüreğim küt küt atmaya başladı. Araba yokuş yukarı geri gelmeye başladı.
Tam yanımda durdu. Enver Ağabey açma kolunu çevirerek camı açtılar ve gülen yüz ile:
– Rıdvanım biz havaalanına gidiyoruz, diyerek devam ettiler.
Yüzüm kıpkırmızı oldu, yüreğim pır pır etti.
“Enver Abi gazeteye gidiyor ama beni arabaya almadı” diye içimden geçmesin, kalbim kırılmasın diye bu inceliği göstermişlerdi.
Islak gözlerle arkasından okuyup üfledim.
Rıdvan Aydın

Kaynak

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s