Enver Ağabey’i, Afgan halkı hayırla yâd ediyor

Mahdum; Enver Ören’in yıllarca Afganistan’daki fakirlere maddi ve manevi yardımlar yaptığını, İhlas Vakfı kanalı ile Afganistan’da her sene 300 civarında büyükbaş hayvan keserek fakirlere dağıttığını söyledi.

Afganistan’da İhlas Vakfı’nın partner vakfı olarak hizmet veren İpekyolu Vakfı ile birlikte Şıbırgan, Meymene, Mezar-ı Şerif ve başkent Kabil’de açılan 7 yurtta barınan öğrencilere ve o bölgede yaşayan muhtaç insanlara sofralar kurularak yemekler yedirildi.

Afganistan’da yaşayan Türklerin kanaat önderi ve Halife Kızılayak’ın torunu Abdulkerim Mahdum, düzenlenen ve geniş katılımın olduğu yemekte yaptığı konuşmada Enver Ören Ağabey’in verdiği hizmetleri anlattı. Onca sene Afganistan’daki fakirlere maddi ve manevi yardımlar yaptığını, İhlas Vakfı kanalı ile burada her sene 300 civarında büyükbaş hayvan keserek fakirlere dağıttığını söyledi. Enver Ören Ağabey’in hizmetlerini devamlı hayırla yâd edeceklerini ifade etti. Abdülkerim Mahdum, Allahü teâlâ’dan Enver Ören Ağabey’imize rahmet , mesai arkadaşlarına sabırlar dileyerek sözlerini tamamladı.

İhlas Vakfı Kurucusu Enver Ören Ağabey’in yıllardan beri maddi ve manevi destek verdiği Afganistan’ın kuzeyinde yaşayan binlerce Türk, Enver Ören için hatimler okudu ve dualar etti.

pageabi

TÜRKMEN CÜBBESİ GİYDİ
İhlas Vakfı Kurucusu Enver Ören Ağabey’e; Dünya Türkmenleri Eğitim Vakfı ve İpekyol Vakfı Başkanı Mustafa Mahdum (solda) teşekkürlerinin sembolü olarak, İhlas Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Mehmet Okyay’ın da hazır bulunduğu toplantıda, Türkmen cübbesi giydirmişlerdi.

HAKÎKAT KİTABEVİ YÖNETİCİSİ OSMAN KARABIYIK, ENVER AĞABEY’İ ANLATTI:

Gündüzleri güldü geceleri ise ağladı

Bir arkadaşın maddi sıkıntı içinde olduğu kendisine anlatılınca Enver Ağabey, cebinden çıkardığı zarfı uzatıp, “Hiç açmadım. Fâtih Kolejinden aldığım mâaşımdır” dedi.

İhlâs câmiasını, 1967 senesi. Mart ayının ilk haftasında tanıdım. Bir ömür! Koskoca 46 sene! Sanki bir hayâl gibi geçti ve gitti. Geriye tatlı acı hâtıralar, doğru yanlış ameller kaldı. Tabî’î ki, hepsi İlâhî kayıt altına alındı. Hesâbı da mutlaka görülecek. Öyle inanıyorum. Bu câmiânın kurucusu, her basîret sâhibinin takdîr ettiği, eserleri bütün dünyâya yayılan, birçok insanın doğruyu bulmasına vesîle olan Hüseyin Hilmi Işık “rahmetullahi aleyh”dir. Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretlerinden “rahmetullahi aleyh”, öğrendiği ve edindiği din bilgilerini, yanî islâm dînini, orjinine uygun olarak, bir lisânda neşr eden, insanlığın hizmetine sunan ve bunun için gece-gündüz her türlü istirâhatini fedâ ederek çalışan, bu büyük insanın yanında geceli-gündüzlü tam otuz üç sene geçen bir ömür! İşte Enver Ağabey’in bir başka yönü!

Vefâtından bugüne kadar hakkında çıkan ilânları ve yazıları dikkat ile, her seveni gibi okuyorum. Bazen hüzünleniyor, bazen de ağlıyorum. Enver Ağabey’i her seven ve yazan mutlaka kalbindekini satırlara aktarmaya çalışıyordur. Belki de anlatmaya zorlanıyor, içindekileri satırlara aynen dökemiyordur. Ama, bilinen bir gerçek var ki, her fânî gibi, Enver Ağabey de dünyasını değiştirdi.
Herkes, bir şey söyleyecek ve yazacaktır.

Fakat, bunun en kısa yoldan tarîfi, hadîs-i şerîfde buyurulmuşdur ki: “Müslümân demek, elinden ve dilinden başkalarının zarar görmediği kimse demektir!” Bu hadîs-i şerîfi ayniyle yaşayan bir büyük insan idi Enver Ağabey. Birçok hakkında yazı yazanın, yazılarının özeti bu hadîs-i şerîfde toplanıyor. Birgün demiş idi ki, (Hocam bana buyurdu ki; “Sakın ola ki, senin yüzünden kimse Cehenneme gitmesin.”) Enver Ağabey, sanki bir ömür boyu buna dikkat etti, bunun ızdırâbı ile yaşadı. “Paramı kaybederim, fakat arkadaşımı kaybetmem” dedi. Parasını kaybetti, arkadaşını kaybetmemeye çalıştı. Tabiî ki bunun için, bünyesi de yıprandı. İnşâallah, sıhhatini ve parasını uğruna kaybettikleri, bunun idrâk ve izânı içinde olurlar.

Bir anadolu çocuğu olarak, 1950’li yıllarda İstanbul’a geldi. Çileli bir hayât yaşadı. Gündüzleri güldü, fakat geceleri ağladı. Karşısında bulunan kimseyi kendisine tercîh etti. Bunun binlerce misâli vardır. İş dünyâsı, personelinin borçsuz, patronunun borçlu olduğu bir kimseyi görmemiştir. İşte, Enver Ağabey bu idi.

1974-75 tedrîsât döneminde, Fâtih Kolejinde berâber öğretmenlik yapmak nasîp olmuştu. O zamân da Türkiye Gazetesi vardı ve gazetenin sâhibi idi. Dersten eve yaya gelir, evden Cağaloğlu’na belediye otobüsüyle giderdi. Halkın içinden biriydi. Eğilmedi, dik durdu, hep verdi. Hâfız-ı Şirâzi’nin Timûr Hân’a dediği gibi, belki de vere-vere bu hâle geldi. Anadolu’nun saf ve temiz ezilmiş insanını, aşağılık kompleksinden kurtardı. Yaşanılanları analiz etmeden, serzenişte bulunan birkaç kişinin dışında yüzbinlerin sevgilisi oldu.

Belki de adının yazılmasını istemiyen kendi yaş grubundan bir arkadaşı ekonomik olarak güç durumda kalmıştı. (1978 yılı idi.) Bir arkadaşım ile Cağaloğlu’nda Enver Ağabey’imin odasına gittik. O güç durumda kalan kişinin hâlini yanımdaki arkadaş Enver Ağabey’e anlattı. Enver Ağabey, dikkatle dinledi ve cebinden bir zarf çıkardı. (Hiç açmadım. Fâtih Kolejinden aldığım mâaşımdır. Başka da param yok. Söyle diğer arkadaşlar da müsâit olanlar yardım etsin) dedi. Benim kanım durmuştu. Bir gazete sâhibi, bir okulda biyoloji derslerine gidiyor. Aybaşında aldığı mâaşını güç durumdaki arkadaşına para zarfını hiç açmadan hediye ediyor. Hani, kendileri de anlatırlardı ya! (Îsâr yapın.) Bunu kendi nefsinde yaşıyan bir kişi idi Enver Ağabey.

Yanında bulundurup, senelerce yiyip-içirdiği kişilerin sonradan ihânetlerini bile metânetle karşıladı. Çünkü o, dînini iyi biliyor ve aynen yaşıyordu. Dördüncü halîfe Alî “radıyallahü anh” da ta’yîn buyurduğu vâlîlerinden bile ihânet görmüş idi. Enver Ağabey bunu iyi biliyor, (İnsanoğlu bu! Bugün sever, yarın kötüler) diyordu.

Yıllar geçti, beraber çalışmak da nasîp oldu. Bir ünitenin başına vermişti bizi. İsterdi ki, bilgiler doğru verilsin, karşıdakinin kalbi kırılmasın, insanlar yanmasın. Bir kişinin yanmaması için, bütün servetini verebilecek bir kişi idi. Hani, Îrân orduları başkumandanı Sa’d bin Ebî Vakkâs’a, Hazret-i Ömer’in “radıyallahüanh” (Yâ Sa’d! Keşki Îrân’ı feth etmese idin de, o bir erimi zâyi’ etmese idin) buyurduğu şuurda idi Enver Ağabey. Çünkü, okuduğu ve okutmak istediği eserlerde,bir müslümân dünyâ ve içindekilerden dahâ kıymetlidir, yazıyordu. Kendisini ara-sıra ziyâret eden bir yazar, birkaç kere daha Enver Bey’i ziyâret edersem, herhâlde ben de Müslümân olacağım demek zorunda kalmıştır. Sanki yaşayan İslâmiyet idi o!

Enver Ağabey hakkında şâhit olduğumuz o kadar çok mevzû var ki! İnşâallah bir başka zamân!

Cenâb-ı Hak ona yüksek dereceler ihsân eylesin! Binlerce seveni gibi, acımızı kalbimize gömerek, kadere râzı olduk. Mahdûm-u mükerremi Ahmet Mücâhid Bey’e ve muhterem zevcesi ablamıza ve sevenlerine sabr-ı cemîl niyâz ederim.

Osman Karabıyık

HASRETİMİZİ DİNDİRDİ
Kardeşimi İsviçre’den getirtti

77 yaşındaki bir Seyyide Hanım’ın hatırası… 1975 senesinde, Fatih’deki diş polikliniğinde Enver Ağabey’le karşılaşınca çok sevindim. Kendisinden bir isteğim olduğunu söyledim. “Nedir?” dediler. “Kardeşim Yahya Arvas 15 senedir İsviçre’de. Kendisine hasret kaldık. Türkiye’ye gelmesini istiyoruz” dedim. Beni kırmadı. Hemen harekete geçti. İsviçre’de kitabevi işleten İbrahim Acar’ı aradı. Kardeşimle görüşmesini ve Türkiye’ye gelmesi için ikna etmesini istedi ve konuyu yakından takip etti. Kardeşim ilk anda gelmeyi kabul etmedi ama Enver Ağabey’in ısrarlı takibi sonunda Türkiye’ye geldi ve hasretimiz dindi. Enver Ağabey’den Allah razı olsun. Mekânı cennet olsun. Müzeyyen Arvas

—–

hoşsada
Hazırlayan: Sefa KOYUNCU
hossada@tg.com.tr

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s