28 Şubat İsyan Harekâtı

İstanbul Hukuk Fakültesi’nde okuyordum, Yalçın Özer de İstanbul Tıp Fakültesi’nde okuyordu. Her gün onlarca gencin öldüğü bir kaos Türkiye’sindeydik. İki çok yakın arkadaş olarak biz, kavgayı değil kitap ve sohbeti seçmiştik. O günkü üniversite şartlarına rağmen mezun olabildim, Yalçın Özer’se -galiba- altıncı sınıftaydı. Bir gün O’nun haberi olmadan Türkiye gazetesinin sahibi Enver Ören ağabeye gittim. Arkadaşımı anlatarak “iyi yazı yazabilir” dedim. Halbuki tek makalesini bile görmemiştim. Ağabeyimiz “arz edeyim” dedi. Hocaları Hüseyin Hilmı Işık Hazretlerine soracaklardı. Ertesi gün neticeyi aldık. Kabul etmişler ve sütununun ismini de kendileri koymuşlardı: “Ümid”.

Yalçın Özer’in üslubu, hadiseleri tahlil isabeti beğenildi. Kısa süre sonra da başyazar yapıldı. Bir keresinde merhum Ömer Öztürkmen, “rahmetli Erol Güngör’den sonraki en iyi başyazar” demişti. O, sütun dolduran sıradan bir gazeteci değil, okunan bir kalemdi.

Yazı hayatının en olgun çağındayken gazetemizin sahibi, Yalçın Özer’i bir gün apar-topar ailesiyle birlikte ABD’ye yolladı. 28 Şubat 1997’de Post Modern Darbe dedikleri bir askeri isyan harekâtı yapılmıştı. Orduyu teslim almış bir takım zabitler, terör estiriyordu. Hükümet istifaya zorlanmıştı. Sermaye yeşil olan ve kendilerinden olan diye ikiye ayrılmıştı. Kanaat önderleri hain olanlar ve kendilerinden olanlar şeklinde listelenmişti. Yüksek yargı emir altına alınmıştı. Subayların evlerine baskın yapılıyor, evinde dini levha olan veya biblo heykel gibi eşya olmayanalar mimlenip ordudan atılıyordu. Namaz kılanlar, başörtülüler düşman farz ediliyordu, vs. vs.

İsyancı zabitler ülkeyi esir almıştı. Müdebbir bir insan olan Enver Ören, çok sevdiği Yalçın Özer’i bu havada iken Amerikaya kaçırttı. Başına ne geleceği belli değildi. Veya belliydi. Bir faili meçhul cinayet, yahut bir trafik kazası.
Bir kanaat önderinin daha 48 yaşındayken kalemi elinden alınmıştı.
Bir gün Enver Ören ağabeye sordum:

-Efendim, askerler Yalçın Özer’e niçin bu kadar düşman oldular, suçu neymiş?
-Yalçın, “12 Eylül paşaları hırsızdır” diye yazmış. ‘Ya isbat eder veya bedelini öder!’ dediler.

12 Eylülü yapanlardan Tahsin Şahinkaya’nın “dünyanın en zengin generallerinden biri” diye Avrupa’nın çok satan dergilerine kapak olması, onlar için bir anlam ifade etmiyordu. Generaller, mesleki kan davası gütmekteydiler. Arkadaşımız, bir zaman sonra Türkiye’ye döndü. Fakat isyancılar, yazı yazmasına izin vermediler. İhlas Holding’te mecburen farklı bir işte çalışmaya başladı. Ancak o da engellendi. Türkiye’nin değerli bir beyni, genç yaşta üzüntüsünden vefat edip gitti.

28 Şubatın yaptığı zulümler, kitaplara sığmaz.
28 Şubat İsyan Harekâtına katılan sivil-asker herkesin mahkeme önünde hesap vermesi şarttır.

Rahim Er
rahim.er@tg.com.tr
28 Şubat 2013 Perşembe

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s